Menu

Arama Yapın

İş Mevzuatından Kaynaklı Nitelikli Hesaplamalar Eğitimi | Hemen Kaydolmak İçin Tıkla

Menu

Uygulamada Nispi (Kişisel) Alacak Hakkı Sağlayan Sistemler: Devre Tatil Hakkı

Bu makale 336 kez okundu.

TERMİNOLOJİ OLARAK DEVRE TATİL HAKKI

Bu başlık altında anılan temel unsurlara bağlı olarak, kişisel/nisbi alacak hakkı sağlayan sistemleri tek bir tabirle ‘‘devre tatil hakkı’’ olarak isimlendireceğiz. TKHK ve yönetmeliğin[1] bu yöndeki başarısızlığını bu şekilde telafi ederek tüm sistemlerin ortak üst başlığını ‘‘devreli tatil sistemleri’’ olarak adlandırmakta ve bu konudaki ifadeye ‘‘hak’’ tabirini yerleştirmemekle karmaşıklığı önlediğimizi düşünmekteyiz.

Bu konuda kavram kargaşasından kurtulamayan, 1980’li yıllardan bu yana tatil yaşantımıza giren tapulu sistemlerden farklılığını vurgulamak üzere yerleşen devre tatil tabirinin TKHK’da tercih edilmesi sonucu (TKHK m.50/I deki tanımın uygulamaya da vücut vermesi sonucu garabetini bir yana bırakarak) halk arasında bilinen yönü ile hak sahiplerine ayni hak sağlamayan (tapusuz) sistem olarak hüküm ve sonuçlarına yer vereceğiz. Konuya ilişkin, TKHK’na dayalı olarak çıkan uyuşmazlıkların kanunun bu sisteme yönelik tüm hükümlerinin uyuşmazlıklarda uygulanması ve yorumu araştırmamızın hacmi karşısında yoğun irdelenmesi mümkün olmamakla çözümün zaten genel hükümlerde yatıyor olduğunu belirtmek isteriz.

DEVRE TATİL SİSTEMLERİNİN AYIRT EDİCİ ÖZELLİKLERİ

Niteliğini böylece belirlediğimiz devre tatil sözleşmesinin, karakteristik olarak özelliklerini saptamamız yararlı olacaktır. Çünkü, yukarıda incelediğimiz örnekler haricinde, sözleşme serbestisi prensibi uyarınca bulunabilecek çeşitli formüllerin değerlendirmesi ancak bu şekilde mümkün olabilecektir.

Devre Tatil Sahiplerinin Yararlanılan Taşınmaz Üzerinde Ayni Hakları Bulunmaması

Devre tatil sahibi, yılın belirli dönemlerinde sağladığı yararlanma hakkını, devre tatil borçlusuna ait veya onun tarafından sağlanmış bir taşınmazda kullanmaktadır. Devre Tatil sahiplerinin, taşınmaz üzerinde herhangi bir ayni hakları bulunmadığı gibi, paylı mülkiyet payları dahi söz konusu değildir. Uygulamada ilk görülen bazı örneklerde olduğu gibi, devre tatil sahiplerinin taşınmaz maliki şirketin ortağı olmaları zorunluluğu da bu sonucu değiştirmeyecektir. Çünkü, taşınmaz tüzel kişi şirketin mülkiyetinde olup, devre tatil sahibi şirket ortakları taşınmaz üzerinde ayni hak sahibi değildirler. Şirket tüzel kişi olarak, ortaklarından ayrı bir hukuk süjesidir (Tüzel kişilerde bağımsız varlık özelliği[2]).

Devre tatil işleticisinin ve taşınmaz malikinin mutlaka Türk Ticaret Kanunu[3] hükümlerine bağlı bir tüzel kişi şirket olması zorunluluğu da yoktur. Tüzel kişiliği olmayan bir adi şirket (TBK m.620 vd.) veya bir gerçek kişi dahi mülkiyet hakkına sahip bulundukları bir taşınmazın çeşitli bağımsız bölümlerine bağlı olarak anılan türde bir yararlanma hakkı sağlayabilirler. Başka bir ifadeyle TTK hükümlerine bağlı şirketler yanında, kooperatifler, adi şirketler veya gerçek kişiler devre tatil borçlusu olarak sahip bulundukları taşınmazlarda devrelere bağlı yararlanmayı, kat mülkiyetine bağlı bağımsız bölümleri üzerinde birden çok kişiye devre tatil hakkı şeklinde tanıyabileceklerdir.

Ancak ne hikmetse, TKHK m.50/II f. ‘‘Kooperatif veya ticaret şirketi ortaklığı ya da dernek veya vakıf üyeliği suretiyle devre tatil hakkı tanınamaz’’ şeklindeki hüküm ile bu yönde uygulamaya son verilmiştir. Hemen belirtelim, bu hüküm hukuk devleti açısından tam bir garabete dayalı olarak oluşturulmuştur. Çünkü, değişikliğin resmî gazetede yayımı öncesi çok büyük montanlı devre mülklerin satışa arz edilmesine dayalı olarak pazarlanmasında sözleşme özgürlüğüne dayalı rekabetin bu yolla önlenmeye çalışıldığını hissetmekteyiz. Doğal olarak, bu tür hükümlerin rahatsız edici boyutları kendini hemen hissettirecektir. İlk olarak, kooperatifler açısından Anayasa’mızın 171.maddesinin ‘‘Devlet, milli ekonominin yararlarını dikkate alarak, öncelikle üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını amaçlayan kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır’’ şeklindeki hükmü gereği hazin sonucuyla Anayasa’nın tüketicinin korunması yolunda kooperatifçiliği destekleyen amir hükmüne tamamen ters bir hükümle kooperatiflerle devreli tatil sistemlerinin yasaklanması Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma yolunda sınavında işinin çok zor olduğu anlaşılacaktır. Hüküm fıkrası tamamen anayasaya aykırıdır, ki ana muhalefet partisinin bu konuda bizi şaşırtmayan yönü ile iptal davası açmaması düşündürücü olmakla hiç olmazsa görülmekte olan bir davada Anayasanın 152.maddesi hükmünce itiraz yoluyla hakimlerin re’sen göz önüne alarak dosyayı, Anayasa Mahkemesine göndermeleri halinde sunduğumuz bu gerekçelerin yeterli delil olacağını düşünmekteyiz.

 Bağımsız Bir Bölüm Üzerinde Devrelere Bağlı (Periyodik) Yararlanma Hakkı         

Devre tatil sisteminin özünde yararlanma konusu bir taşınmaz ve devre kavramlarının yattığını biliyoruz. Taşınmazlara, yararlanma konusunda getirilen zaman sınırıyla yeni bir boyut kazandırılmıştır. Böylece, devre tatil konusu bir taşınmazın bağımsız olarak yararlanmaya elverişli bölümleri üzerinde, birden çok kişiye sırayla belirli bir dönemle sınırlı olmak üzere yararlanma hakkı sağlanmaktadır. Bu konuda ayrıca ‘‘kullanma’’ tabirine yer vermememizin sebebi, yararlanmanın kişinin hukuki ürün elde etme yolunda üniteyi kullanma niyeti olmaması düşüncesiyle kiraya vermesi olasılığı da dahil olmak üzere, kendi yararlanmasını da kapsamasıdır.  

​​​​​​​Yararlanmaya Konu Ünitenin Varlığı

Devre tatil sahibi, kendisine ayrılan dönemde bağımsız olarak yararlanmasına elverişli bir ‘‘yerin’’ kullanım hakkını elde etmektedir. Bağımsız bölümden kastedilen, salt kat mülkiyetine geçilmiş bir ana taşınmazın arsa payına tahsis edilmiş daire (mesken) gibi bağımsız bölümleri olarak anlaşılamaz. Nitelik olarak, başkalarının yararlanmasından ayrılmış bağımsız yararlanmaya elverişli yani zilyetliğe konu fiziki bir bölümün olması yeterlidir. Bu açıdan, kat mülkiyetine konu bağımsız bölüm tabiriyle karışmaması için ‘‘ünite’’ tabirini kullanmayı tercih edeceğiz.

Mesken nitelikli bir ünite söz konusu olabileceği gibi, bağımsız mutfak ve banyodan yoksun ya da yalnızca mutfaktan yoksun bir veya birkaç odadan meydana gelen bölümlerde de devre tatil hakkı sağlanabilecektir. Ayrıca, günümüz moda kavramları olarak karavan, bungalov, tiny house gibi ahşap ağırlıklı imalatlar ile iglo, çadır gibi fizik olarak yapı niteliği arz etmeyen bağımsız kullanıma elverişli ünitelerin devre tatile konu olabileceği açıktır. Yeter ki, ünitelerin üzerinde konuşlandığı arazi, sağlayıcıdan başka birinin mülkiyetinde olmasın. Çünkü, TKHK m.50/II ‘‘Devre tatile konu mal üzerinde ayni hak sahibi olmayanlar devre tatil satışı yapamaz’’ şeklindeki hükmü oluşturduğumuz terminoloji karşısında yanıltıcı olmamalıdır. Her ne kadar hüküm devre tatil kurumu için getirilmiş olsa da devre mülk hakkı için de tüketici işlemine dayalı olarak geçerli olacaktır. Buna göre başkasının arazindeki bir üniteye ilişkin borçlandırıcı işlemle devre tatil pazarlamak borçlar genel teorisince geçersiz değilken tüketici işlemleri açısından anılan emredici hükümle bu yönde yapılan sözleşmeleri kesin hükümsüz[4] kılacaktır (TBK m.27/I). Meğerki geçerli bir temsil ilişkisiyle yapılmış olsun (TBK.m.40 vd.).

Bu başlık altında, bu tür sözleşmede kullanılan hukuki olmayan tabirlerin, TBK m.19 hükmünce gerçek irade beyanına dayalı yorumlanması gerekliliği ile ünite, yapı ve bağımsız bölüm[5] kavramlarını açıklığa kavuşturmak gerekecektir. Buna göre devre tatile konu ünitenin asla kat mülkiyetine konu bağımsız bölüm veya devre mülk hakkı başlığı altında inceleyeceğimiz ‘‘müstakil yapı’’ (yani tek kişi mülkiyetinde arazi bütünleyici parçası) olması zorunluluğu yoktur. Bütün bir yapının bileşik eşya niteliği ile asla ayrılamayacak bütünleyici parça fiziki bölümleri örneğin otel odaları devre tatile konu olabilecektir. Yeter ki, zilyetliğe konu olarak ayni haklara hâkim prensiplerle belirlilik esası devre tatil hak sahipleri arasında çatışmaya vücut vermesin. Ayrıca, TMK m.728 ‘‘Başkasının arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan kulübe, büfe, çardak, baraka ve benzeri hafif yapılar, bunların malikine aittir. Bu tür yapılar, taşınır mal hükümlerine tâbi olur ve tapu kütüğünde gösterilmez’’ hükmünce tanımlanmış taşınır yapının düz anlamı gereği, TKHK m.50/II’nin son cümlesine göre devre tatile konu olamayacağını bilmekle bu defa hükmün zıt anlamından ortaya çıkan kavramla bir kişinin anılan nitelikteki yapıyı kendi arazisinde konuşlandırması halinde artık taşınır yapı kavramı kaybolmakla yerini ‘‘eklenti’’ (TMK m.686; teferruat) almakla malikin bu nitelikteki yapıya ilişkin devre tatil pazarlaması hiçbir hukuki engelle karşılaşmayacaktır.

Bu konuya son vermeden önce çeşitli vesilelerle dile getirdiğimiz üzere taşınmazın ünitelerine dayalı belirli dönemlerde yararlanma hakkının, tüketici işlemi niteliğinde borçlandırıcı işlem olarak bu tür bir geçersizliğe konu olmayacağı açısından, başkasının arazisine anılan türde bir yapıyı tam gerçek anlamı ile taşınır yapı olarak bulunduruyor olan kişinin, maliki olmadığı arazide devre tatil hakkı pazarlıyor olması halinde geçersizlik sorunu yaşanmayacaktır. Örneğin ticari veya mesleki amaçlarla bu organizasyonlarda yer alan kişilere (ışıkçı, ses tesisatçısı firma veya organizasyon boyunca satış yapacak firma temsilcilerine) her yıl tekrarlanan şekilde pazarlama yapılması halinde bunun tüketici işlemi olmamakla geçersizlik sorunu doğmayacaktır.  

​​​​​​​Devre Kavramının Varlığı

Devre, taşınmazda yararlanma hakkının kullanıldığı başlangıç ve bitiş tarihleriyle belirlenmiş takvim yılı kesitidir. Bu konuda devre mülk hakkına özgü KMK m.59’un, dönem süresinin yedi günden daha az süreli olamayacağını ilişkin amir bir diğer deyiş ile buyurucu hükmünün kıyasen uygulanmasından söz edilebilecek midir? Buna göre KMK m.59’un ‘‘Devre mülk hakkının yılın belirli dönemlerine ayrılması ve yedi günden daha az süreli olmaması gerekir’’ şeklindeki birinci fıkrası, devre tatil sistemleri için de geçerli olması gerekirken, TKHK m.50/I f. hükmünce buna olumsuz cevap vermek gerekecektir. Çünkü, TKHK m.50/I ‘‘Devre tatil sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı veren sözleşmelerdir’’ şeklindeki tanımlayıcı hükmü, devre mülk hakkı için geçerli olmamakla hiçbir şekilde benimseyemeyeceğimiz ve her fırsatta eleştireceğimiz boyutuyla böyle bir kıyas yolu tüketici işlemleri için sınırlı olmaksızın tıkanmıştır.

Bu hüküm gereği, devre tatil konusunda devreler, irade özgürlüğü sonucu serbest bir şekilde saptanabilecektir. Ancak, TKHK m.50/I karşısında birçok kez dile getirdiğimiz üzere ne diyeceğimizi bilememekteyiz. Buna göre aşağıda devamlılık açısından eleştireceğimiz iki yıl üst üste birer gecelik otel rezervasyonunun yapılmasına ilişkin bir sözleşme, bu kanun kapsamına girecektir. Hal böyle olunca devre tatil yönetmeliğinin 6.maddesi uyarınca yazılı şekilde yapılacak ve bir nüshasının tüketiciye verilecek sözleşmenin içeriğinde yer verilecek hususlar, sadece saçmalık olacaktır. Bu konuda TKHK’nın bu başarısız hükümlerinin değişeceğini ümit ederek bu yönde hükümlerin irdelemesini yapmamayı tercih ile geçiştirmeyi düşünmekteyiz.

Devrelerin, her yıl aynı sürede tekrarlanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Buna göre insanların birbirleri ile devre değişimine müsaade edilmesi başka bir konu olmakla her yıl uluslararası değişim şirketlerinin renk kodlarına bağlı olarak kırmızı, yeşil ve sarının hak sahiplerine özgülenmesi sonucu (örneğin takvim yılının on yedi ve kırk ikinci haftaları kırmızı olarak kodlanmakla) rezervasyonla belirlenebilme özelliği sağlanabilmelidir.

Sözleşmeden doğan edimlerin niteliği açısından son yıllarda uygulamada pek rastlanılmadığı gibi son kanun değişikliğiyle yasaklanmış olmakla devre tatil çerçeve süre sınırlaması getirilmemişse, süresiz/düzenli/aralıklı edim söz konusudur[6]. Kazanılmış hakka dayalı olarak, süre sınırlaması ile devre tatil, çerçeve süre niteliğinde bir vadeye bağlanmaksızın pazarlanmış olabilmektedir. Bu durumda devre tatil sahibi ve onun mirasçıları TBK m.136 hükmünce   yararlanmaya konu ünitelerden, objektif imkânsızlık olmadığı ve de sağlayıcı tüzel kişiliğin varlığı süresince yararlanma hakkını kullanabilmektedir.

Devre tatil konusunda, TKHK’nın iki gecelik ve iki yıllık süren sistemlere ilişkin güya sınırlama getirdiğini düşünen çözümden uzak hükmü yerine hukuki yararın korunması gereken bir husus da sabit devreli olmayan devre tatil sistemleridir. Anacağımız bu tür uygulamalarda devrelerin rezervasyon sistemi ile önceden talep sırasına göre belirlenmesine dayalı sistemler de oluşturulmuştur. Özmen’in, uydurma isimler olarak bulduğu flooting weeks, flexable weeks gibi isimler altında pazarlamada, haftalık satışa dayalı olarak ünite sayısı ve takvim yılı kesitine bağlı olarak belirli olan sayının çok üstünde satış yapıldığı görülmektedir. Bu hallerde ünite/hafta sayısının belirliliğine rağmen hak sahibinin bu sayının üstünde olması sonucu ortada geçersiz bir sözleşme ilişkisi varlığı kesindir. Tercihe konu haftaların rezervasyonlarının erken tükendiği gerekçesi ile tercih edilmeyen haftaların hak sahiplerine önerisi sonucu tüketicinin ihmali gibi gösterilerek sistemin aksaklığının üstü örtüldüğü uygulamaların kabulü mümkün değildir. Bu yönde, edimin belirli olmasa da belirlenebilir olması gerekliliği ile bağlayıcı (ahde vefa /pacta sund servanda) bir sözleşmeden söz edilmeyeceği tespit davasına konu edilebilecektir. Ayrıca bu konuda irade bozukluğu halleri (TBK m.30 vd.) savına sığınılarak sözleşmelerin her zaman itiraz yoluyla geçersizliğinin ileri sürülebilmelidir. Yalnızca geçersizliğin ileri sürüldüğü anda geçmişte elde edilen yararlanmaların sebepsiz zenginleşme iddiasının TBK m.82/f.son hükmünce daimî def’i[7] olarak ileri sürülmesi mümkün olacaktır.

Örneğin, somut bir uygulama gündeme alınarak tezimizi güçlendirmek gerekirse; arazide elli villa tarzı yapı ve her bir villada ellişer devre yaratılmasına bağlı olarak pazarlanacak 2.500 devre söz konusu olur. Bu konuda yukarıda da bahsini geçirdiğimiz şekilde birtakım anlamsız tabirlerle (flooting weeks, flexable weeks) andığımız örnekte kontrol edemediğimiz boyutta bu sayıyı aşan devre pazarlanması uygulamalarına rastladığımızı belirtmek isteriz. Tüketiciye saygısız bu uygulamalarda, rezervasyon sistemiyle güya sabit ücretle ödenmiş devrelerin, cazip devrelerde de konaklama imkânı sağlanması iyimserliğine dayalı olarak rezervasyon sistemiyle önceden talep görmesi sonucu hak sahiplerince yararlandırılmamaya bağlı olarak önümüzdeki sene için cazip devre sunulması ile tekrarlanan bir talep alınması görüşümüzce Türk Ceza Kanunu 158. maddesi hükmünce nitelikli dolandırıcılık suçuna dahi sebebiyet verici boyuttadır.

Bu konuda yıllar önce Özmen, Ankara 7. Ticaret Mahkemesi’nde yapmış olduğu bilirkişilikle anılan türde bir uygulamaya karşılık olarak verdiği raporda, edimin belirli veya belirlenebilir olması sonucu, TKHK’nın henüz bu konuda yürürlükte olmadığı dönemde kesin hükümsüzlük müeyyidesine tabi olduğu somut uyuşmazlıkta, mahkemenin bu yöndeki kararı Yargıtay’ın 11.Hukuk Dairesi ile de kesinleşmiştir. Ancak, belirtilen firma hiçbir sorumluluk altında olmaksızın anılan türde pazarlamaya devam etmiştir. İyi niyetli olmayan girişimcilerin, bu tür hukuka aykırı davranışlarını sürdürmemeleri ancak gerçek hukuk devleti müeyyideleriyle engellenir. Bu yönde olması lazım gelen bir TKHK’na konacak yeni bir hüküm ile devre tatil pazarlanmasında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na[8] önceden bu yönde liste sunulması zorunluluğu getirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Yararlanma Hakkının Devamlılık Arz Etmesi (Çerçeve Süre)

Devre tatil hakkından söz edebilmek için, taşınmazdan belli devrelerle sağlanan yaralanmanın devamlılık arz etmesi gerekir. Her sene aynı devrede veya andığımız şekilde rezervasyon usulü ile hak sahibine yararlanma hakkının birden çok yıla taşınmış olmalıdır. Bu konuda tekrarlanan yararlanma süresinin kaç yılı içereceği konusunda TKHK’nın geçicilik niteliğinden arınmış bir süre belirlemesi gerekirken sistemin ‘‘bir yıldan uzun süre için kurulmuş olması’’ şeklinde bir belirleme yapması birçok kez tekrarladığımız üzere garabettir[9]. Görüşümüze bu konuda kullandığımız tabirle çerçeve sürenin en az on yıl olarak saptanması gerektiği düşüncesindeyiz. Aksi takdirde tatil hakkının uzun yıllara etkili ekonomik olarak edinilmiş olmasının hiçbir yararı kalmayacağı anlaşılacaktır. Oysa TKHK’nın 50. maddesinin dokuzuncu fıkrası ‘‘Devre mülk hakkı veren sözleşmeler hariç olmak üzere, devre tatil sözleşmeleri en fazla on yıl için kurulur’’ şeklindeki hükmüyle on yılı aşan çerçeve süreli devre tatil sözleşmelerini yasaklamış bulunmaktadır. Bu asla kabul edilebilir olmamakla ve de mantığı izahsız kalacak bir sınırlama oluşturmaktadır. Görüşümüzce, Türk halkının mirasçılara bir mal varlığı değeri bırakması konusundaki duyarlılığı karşısında sağlayıcıların binaları yeniden yapma yükümlülüğü olmayacağına göre öncesinde devre tatil sözleşmesinin TBK m.136 hükmünce sona ermesini sağlayacak bir olgu olmadıkça betonarme binaların elli yıllık bir ömre sahip olması özelliği ile çerçeve sürenin bu şekilde saptanması gerektiğini önermekteyiz.

Aksi takdirde bir kere birden fazla yıla sarkmada geçici bir süre için yapılan sözleşmeler, devre tatil sözleşmesi olmayıp niteliğine göre erken rezervasyonla sağlanan indirim karşılığı kira, pansiyon veya otelcilik sözleşmelerinin birden fazla yılı kapsar şekilde kombine sözleşme niteliyle[10] doğumundan ibaret kalacaktır. Ki bu tür sözleşmeleri, TKHK m.50/III gereği uzun süreli tatil hizmeti sözleşmesi kapsamında değerlendirmek gerekir. İşte bu durumda bu kavramın, devreli tatil sistemlerinden farklı olarak düzenlenmiş olmasının bir anlamı olacağı açıktır.

 

Bu yazı, Devreli Tatil Sistemleri adlı kitabın bir bölümüdür.

Kitabı edinmek için tıkla!


[1] 29236 Sayılı Devre Tatil ve Uzun Süreli Tatil Hizmetleri Sözleşmeleri Yönetmeliği.

[2] Ayrıntılı bilgi için bk.: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku, Cilt II Kişiler Hukuku, 21. Baskı, İstanbul 2020, N.1069 vd.; Ömer Ergün, Medeni Hukuk Tüzel Kişilerinin Ehliyet Durumu, İstanbul 2010, s. 9 vd.

[3]  14/2/2011tarihli Resmî Gazete, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu.

[4] Sözleşmelerin kesin hükümsüzlüğü hakkında ayrıntılı bilgi için bk.: Eren, Borçlar Genel, s.388; Antalya, s.185; Hatemi/Gökyayla, Borçlar Genel, s.90; Kocayusufpaşaoğlu, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, s.108.

[5] Bağımsız bölüm tabiri için, KMK m.2 ‘‘…anagayrimenkulün ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olup, bu Kanun hükümlerine göre bağımsız mülkiyete konu olan bölümlerine (Bağımsız bölüm) …’’ ancak devre tatil açısından bu bağımsız bölümden sadece kat mülkiyetine geçilmiş bir ana taşınmazın arsa payına tahsis edilmiş daire (mesken) gibi bağımsız bölümleri olarak anlaşılamayacağı bu başlık altında ilk paragraf uyarınca belirtildiği unutulmamalıdır.

[6] Düzenli aralıklı edim hakkında bk.:  Eren, Borçlar Genel, s.99 vd.; Kocayusufpaşaoğlu, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, s. 37-38; Oğuzman/ Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, N. 39 vd. Dönemli edimin sürekli edim olup olmadığı tartışmalı olup bir borç ilişkisinde tarafların iradeleriyle yöneldiği amaç göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması gerektiği hususunda değerlendirme ve tartışma için ayrıca bk.: Oğuzman/ Öz, I, N. 43; Eren, dönemli edim başlığı altında sürekli ve sürekli olmayan edim hususunu düzenlemiştir (s.112).

[7] Daimî Def’i hakkında detaylı bilgi için bk.: Eren, Borçlar Genel, s.75; Gümüş, s.83; Rona Serozan, İfa Engelleri Haksız Zenginleşme, Gözden Geçirilip Genişletilmiş 5. Bası, Filiz, İstanbul, 2009; Antalya, s.94; Hatemi/Gökyayla, s.202.

[8] TKHK m.3/I-b bendi uyarınca tanımlarda bakanlık, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı olarak tanımlanmıştır.

[9] Konu hakkında karşılaştırmalı hukuk açısından uygulamalar için ayrıca bk.: Ece Baş Süzel, Tatil Sözleşmeleri, İstanbul 2019, Oniki levha Yayıncılık, s.11 vd.

[10] Kombine Sözleşmeye ilişkin ayrıntılı bilgi için bk.: Fahrettin Aral/ Hasan Ayrancı, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 15. Baskı, Ankara 2022, Yetkin Yayınları, s.85; Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 10. Baskı, Ankara 2022, Yetkin Yayıncılık, s.956.