Menu

Arama Yapın

İş Mevzuatından Kaynaklı Nitelikli Hesaplamalar Eğitimi | Hemen Kaydolmak İçin Tıkla

Menu

19 Mayıs 2025

HGK Kararı: Aracın Noterde Fotokopi Vekaletname İle Satılması, Noterin Sorumluluğunun Doğup Doğmadığı, Araç Satım Bedelinin Ödendiği Çekin Karşılıksız Çıkması, Zararla Noterin Kusuru Arasında İlliyet Bağı Bulunup Bulunmadığı

Bu makale 308 kez okundu.

 

2022/149 K., 2019/491 E., 17.02.2022 T.

ÖZ: Davacı, davalı noterin fotokopi vekâletname ile işlem yaptığını ispatlayamamıştır. Kaldı ki, üçüncü kişiye yapılan satış işleminin sahte bir vekâletnameyle yapıldığı iddiası bulunmamaktadır. Bu nedenle, satış bedelinin ödenmemesinden doğan zarar ile noterlik işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığının, doğan zarardan davalı noterin sorumlu tutulamayacağının kabulü gerekir.

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili; müvekkili ile dava dışı ... arasında 27.02.2013 tarihli araç satım sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca ...'ın müvekkiline 25.500TL bedelli çek verdiğini, çekin tahsil edilmesiyle aracın satış işleminin yapılacağının kararlaştırıldığını, satış işlemlerinin yürütülebilmesi için ...'a verilen vekâletname aslının da çek tahsil edildiğinde alıcıya teslim edilmek üzere müvekkilinde kaldığını, buna rağmen ...'ın vekâletnamenin bir fotokopisi ile 01.03.2013 tarihinde ... Noterliğinde aracın satışını yaptığını, noterlik tarafından vekâletname aslı ve onaylı örneği görülmeden işlemin gerçekleştirildiğini, çekin vadesi geldiğinde bankaya ibraz edilmesi üzerine karşılığının olmadığının anlaşıldığını, alınan 3.000TL kaporanın mahsubuyla 23.500TL maddi zararın bulunduğunu, ... aleyhine başlatılan icra takibinden sonuç alınamadığını, noterin yaptığı işlemin Noterlik Kanunu Yönetmeliği’nin 92. maddesine aykırı olduğunu, bu nedenle ... Noteri olan davalının meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürerek 23.500TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı vekili; müvekkilinin araç satış işlemi sırasında Noterlik Kanunu hükümlerine göre gereken özen ve titizliği gösterdiğini, noter çalışanının vekâletname aslı ile işlem yaptığını, davacının dava dışı ...’a dilediği kişiye, dilediği bedelle, koşulsuz satış yetkisi verdiğini, ...’ın da bu yetkiyle vekâleten satışı gerçekleştirdiğini, noterlik işlemi ile davacının satış bedelini tahsil edememesi arasında illiyet bağının olmadığını, Noterlik Kanunu’nun 88. maddesi gereğince işleme eklenecek belge olarak sadece vekâletname verildiğini ve noter çalışanının diğer noterlikten teyit alarak belgeye not düşmekle yapılması gereken işlemi kusursuz yaptığını, bedele ilişkin sorunun davacı ile vekâlet alıp aracı satan ... ve çek borçluları arasında olduğunu, ...'ın vekâlet görevini kötüye kullandığını, davacı ile ...'ın birlikte hareket ederek araç bedelini noterden tahsil etmeye çalıştıklarını, davacının bedelini almadan aracı teslim etmemesi ve sınırsız satış yetkisi vermemesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuş, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı:

6. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.05.2015 tarihli ve 2013/569 E., 2015/187 K. sayılı kararı ile; dava dışı vekilin araç satış sözleşmesinin düzenlendiği davalı notere vekâletname fotokopisi vermesinin, ancak evrakın davacı tarafından vekile teslim edilmesiyle mümkün olduğu, bu şekilde vekilin ilgili noterlikten vekâletname sureti çıkarmasının da imkân dâhilinde bulunduğu, vekâletname aslı ile araç satış sözleşmesi düzenlenmesi veya vekâletname fotokopisi ile davalı noter tarafından ilgili noterlikten gereken teyit alındıktan sonra satış yapılması arasında hukukî olarak bir fark bulunmadığı, bu nedenle illiyet bağının kesildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25.10.2017 tarihli ve 2016/2095 E., 2017/14637 K. sayılı kararı ile; “…1-Dava; Noterlik Kanunu'nun 162.maddesine dayalı noterin kusursuz sorumluluğuna ilişkin maddi tazminat davasıdır.

Noterlik Kanunu’nun 1.maddesinde; noterliğin bir kamu hizmeti olduğu ve noterin, hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirdiği belirtilmiştir. Görevi belge ve işlemlere resmîyet kazandırmak olan noterlerin, yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulması bir zorunluluktur.

Noterlerin yaptıkları hizmet dolayısıyla sorumlulukları, 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde hüküm altına alınmış olup; stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile, noterlerin, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumlu oldukları, noterin, ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebileceği hükme bağlanmıştır.

Noterlik Kanunu’nun 162. maddesinde kusurdan söz edilmemiş olup, bu özel bir \"kusursuz sorumluluk\" türüdür. Bu sorumlulukta noterin çalıştırdığı kişilerin hatalı işlemlerinden de noter sorumludur. Sorumluluktan kurtulması için notere bir hukuki yol tanınmamıştır. Bu bakımdan 162. maddedeki düzenleme, ağırlaştırılmış bir kusursuz sorumluluk niteliğindedir.

Tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi zarar gören davacı, davalı noterin kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Zarar gören davacı yalnızca zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur. Buna göre noter, gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak, gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Bu husus nedensellik bağının kesilmesidir. Bunun ispatı da davalı notere aittir.

Noterlik Yasası'nın 72.maddesi gereğince noter, iş yaptıracak kişilerin kimlik ve adresleri ile gerçek isteklerini tamamen öğrenmekle yükümlüdür.

Somut olayda; davacı tarafından dava dışı ...'a verilen ... Noterliğinin 27/02/2013 tarih ve ... yevmiye numaralı vekaletnameden işlem sırasında ilgililere bir adet verildiği ve daha sonra örnek çıkartılmadığı sabit olup, söz konusu vekaletname aslı davacı vekili tarafından duruşma sırasında dosyaya sunulduğundan, davalı noterin dava dışı ...'ın elinde bulunan vekaletname fotokopisi ile işlem yaptığı, işlem sırasında vekaletname aslının alınmadığı anlaşılmaktadır.

O halde mahkemece; davalı noterin fotokopi vekaletnameye dayanarak araç satış sözleşmesi düzenlemiş olması nedeniyle özen yükümlülüğünü kusurlu şekilde aksattığı, Noterlik Kanunu'nun 72. maddesindeki yükümlülüğünü tam olarak yerine getirmediği, noterin eylemi ile zarar arasında nedensellik bağı bulunduğu, noterlerin sorumluluğunun da, kusursuz sorumluluk olduğu, bu nedenle de davalı noterin meydana gelen zarardan sorumlu olduğu kabul edilip, davacının uğradığı maddi kayıpların belirlenmesi ve davalıdan tazminine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine yönelik hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

2-Bozma nedenlerine göre, davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

9. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.02.2019 tarihli ve 2018/547 E., 2019/28 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, satış bedelinin ödenmemesinden doğan zarar ile noterlik işlemi arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre doğan zarardan davalı noterin sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce genel olarak noterlerin verdiği hizmete, hukukî sorumluluğuna ve ilgili mevzuata değinmek gerekir.

13. Türk Hukuk Lûgatında “işlemleri belgeleyen kamu görevlisi” olarak tanımlanan noter (Türk Hukuk Lügatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 853) ve noterlik ile ilgili düzenleme 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nda yapılmış olup bu Kanun’un 1. maddesine göre; “Noterlik bir kamu hizmetidir. Noterler, hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirir ve kanunlarla verilen başka görevleri yaparlar”. Buna göre noteri; hukukî güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek amacıyla çeşitli belge ve işlemlere resmiyet kazandıran ve kanunların öngördüğü diğer görevleri yerine getiren, belli nitelikleri ve kendine özgü bir hukukî statüsü olan kamu görevlisi şeklinde tanımlamak mümkündür.

14. Noterlik Kanunu’nun 72. maddesine göre, noterler hukukî işlemlerin belgelendirilmesini ve bu belgelerin düzenli bir şekilde saklanmasını sağlamakla görevlendirilmişlerdir. Bu yönüyle noterler hukukî güvenliği sağlamakta, anlaşmazlıkları önleme görevini yerine getirmektedirler. Düzenledikleri ve sakladıkları belgelerle, uyuşmazlıkların yargı organlarına intikalini önlemekte, yargıya intikal eden uyuşmazlıkların da daha çabuk sonuçlanmasını sağlamaktadırlar. Çünkü noterler tarafından düzenlenen belgelerin kesin delil olma niteliği bulunmakla birlikte bu belgeler sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli sayılmaktadırlar (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 204, Noterlik Kanunu m. 82/1).

15. Noterin senedin düzenlenmesine bir şekilde (düzenleme veya onaylama şeklinde) katılması, bu senetleri normal senetlerden çok daha fazla önemli kılmaktadır. Çünkü noterler Kanun’un kendisine verdiği konumdan dolayı emin ve tarafsız kişilerdir veya öyle olmaları gerekmektedir. Noterler bu çerçevede senet düzenledikleri veya düzenlemeleri gerektiği için bu durum noter senetlerini daha da önemli kılmaktadır. Noter senetleri bu özelliği sayesinde belirsizlikleri ve güvensizlikleri ortadan kaldırır (Deliduman, Seyithan: Noter Senetleri, Ankara 2001, s. 40).

16. Noter sahip olduğu hukuk bilgisiyle tarafları gerekli konularda aydınlatacak, işlemin olası hukukî etki ve sonuçları hakkında onları bilgilendirecek ve gerektiğinde sorduğu sorularla daha dikkatli düşünmeye yönlendirecektir. Noterliğin bir itibar (güven) mesleği olması, işlem yapmak için noterliğe başvuran kişilerdeki bilgi ve tecrübe eksikliğinin noterce giderilmesi konusunda, aynı zamanda notere bir aydınlatma ödevi de yüklenmektedir (Özbek, Mustafa Serdar: Noterlik Senetlerinde Sahtelik, Ankara 2013, s. 49).

17. Noterlik Kanunu’nda noterlerin cezai sorumlulukları ile ilgili düzenlemelerin yanı sıra, aynı Kanun’un 162. maddesinde; “Noterlerin hukuki sorumlulukları” başlığı altında; “Stajyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterler, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar.

Noter, birinci fıkra gereğince ödediği miktar için, işin yapılmaması, yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebilir” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu anlatımdan Kanun’un noterlerin hukukî sorumluluğu ile ilgili olarak kusursuz sorumluluk hâlini düzenlediği ya da kabul ettiği söylenebilir.

18. Sorumluluk, genel anlamda, bir kişinin kendisinin veya başka bir kişinin davranışından veya olağan bir sebepten ya da tipik bir tehlikeden doğan zarar nedeniyle zarar görene karşı tazmin yükümlülüğü olarak tanımlanmıştır (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2011, s. 79).

19. İlk başlarda sorumluluk için kusurun varlığına çok fazla önem verilirken, daha sonraları sanayileşme, makineleşme ve toplumsal gelişmeler sonucu kusurun varlığı tek başına yetersiz kalmaya başlamış ve artık kusura dayanmayan sorumluluk türlerinin gereği ortaya çıkmıştır. Kusur sorumluluğunun sonucu olarak, kusurlu olan kimse fiili ile meydana getirdiği zarardan sorumlu olur, ancak kusur yoksa sorumluluk da yoktur prensibi zaman içinde doğan ihtiyaçlara cevap veremez olmuş, sorumluluk kavramı modern toplumlarda sosyal düşünce yönünde gelişerek zararın mutlaka tazmin edilmesi, zarar görenin üzerinde bırakılmaması düşüncesi zamanla önem kazanmıştır.

20. Bazı durumlarda ise kusurun ispatlanabilmesinin güçlüğü ve zarara uğrayanları korumak amacıyla kusursuz sorumluluk düzenlenmiş ve kusurun ispatlanması gereği ortadan kalkmıştır. Kusursuz sorumluluğun ana dayanağı, zararın tazmini için kusurun gerekli olmadığına ilişkin olup zarar gören kusurun varlığını ispatlamak zorunda değildir.

21. Zarar verici fiil ya da olay ile zarar arasında sebep – sonuç ilişkisi bulunduğu takdirde, ayrıca kusur aranmadan sorumluluk doğmuş olacak, zarara sebep olma sorumluluk için yeterli sayılacaktır.

22. Modern hukuk sistemlerinde olduğu gibi, hukuk sistemimizde de kusur ve sebebiyet ilkelerinden biri mutlak olarak tek başına yer almamıştır. Hukuk sistemimizde esas itibariyle kusur ilkesi kabul edilerek, kusura müstenit sorumluluk düzenlenmiş ve istisnai olarak muayyen bazı hâllerde sebebiyet ilkesine dayanan kusursuz sorumluluk (objektif-sebep sorumluluğu) hâlleri kabul edilmiştir (İnan, Ali Naim: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1979, s. 263).

23. Kusura dayanmayan sorumluluk, genellikle olumsuz bir biçimde, sorumlu kimsenin kusurunu gerektirmeyen bir sorumluluk olarak tanımlanmaktadır. Böylece, sorumlu kişinin kişiliğine, irade zayıflığına yönelik sübjektif nitelikte bir kınamayı gerektirmeyen bu sorumluluk çeşidine, objektif sorumluluk da denilmektedir (Tandoğan, Haluk: Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, Ankara 1981, s. 7).

24. Noterlik bir kamu hizmeti olduğundan, noterlik kurumuna ayrı bir önem verilmiştir. Noterlik kurumuna olan güvenin sarsılmaması, noterlikte işlem yapan ilgililerin bu kurumda herhangi bir yanlışlık yapılmayacağı yolunda güven duymaları nedeniyle noterlikte yapılan bir işlemden dolayı meydana gelen zarardan noterin sorumluluğu bir olağan sebep sorumluluğu olarak düzenlenmiştir. İşlem ister bizzat noter tarafından ister noterin yanında çalıştırdığı yardımcısı tarafından yapılsın, kuruma olan güvenin sarsılmaması için noterin kusursuz sorumlu olması gerektiği prensibinden hareket edilerek Noterlik Kanunu ile özel bir düzenleme yapılmış ve noterlerin sorumluluğu ile ilgili olarak ağırlaştırılmış olağan sebep sorumluluğu kabul edilmiştir.

25. Noterin, yapmış oldukları işlemler nedeniyle iş sahiplerine vermiş olduğu zararlardan dolayı sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmayıp olağan sebep sorumluluğudur. Buradaki sorumluluk, zararın doğumuna sebep olmaktan kaynaklanmaktadır. Ancak bazı olağan sebep sorumluluğu hâllerinde Kanun, sorumluluğu ağırlaştırmış ve böylece sorumlu kişiye özen kanıtını ve dolayısıyla sorumluluktan kurtulma imkânını (kurtuluş kanıtı) tanımamıştır. Noterlik Kanunu 162. madde ile getirilen sorumluluk da bu şekildedir (Eren, s. 574).

26. Noterin hukukî sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için, sorumluluğun unsurlarını teşkil eden fiil, hukuka aykırılık, zarar ve illiyet bağının bulunması gerekmektedir.

27. Noterlerin sorumluluğunun doğabilmesi için öncelikli koşul; Noterlik Kanunu’nun 162. maddesi anlamında bir yapma ya da yapmama fiilinin bulunmasıdır. Buradaki fiil, işlemin usulüne uygun olarak yapılmaması, eksik yapılması ya da hatalı yapılması anlamında olabilir.

28. İkinci koşul; zararlı sonucun hukuka aykırı bir eylemle meydana gelmesidir. Hukuka aykırılık, hukuka uygunluk sebeplerinin bulunmaması hâlinde, başkalarına zarar vermeyi yasaklayan ya da doğacak bir zararlı sonucun doğmasını önlemek üzere bir davranışı emreden hukuk kurallarına aykırı her tür davranıştır.

29. Noterin, noterlikte yapılan bir işlem nedeniyle meydana gelecek zarardan sorumlu olabilmesi için, kendisinin ya da yanında çalışan kişinin eylemi hukuka uygunluk sebeplerini taşımayan hukuka aykırı bir eylem olmalı, emredici hukuk kurallarına aykırı, başkasına zarar verici eylemleri yasaklayan, hukuk normuyla çatışan bir fiil olmalıdır. Burada, doğrudan veya dolaylı olarak kişilerin mal ve şahıs varlıklarını koruma amacı güden yazılı ya da yazılı olmayan emredici davranış kurallarının ihlâli söz konusudur.

30. Üçüncü koşul; hukuka aykırı fiille meydana gelmiş bir zararın varlığıdır. Eğer, zarar doğmamışsa, sorumluluk da söz konusu olmayacaktır. Ancak, burada söz konusu olan geniş anlamda zarardır. Kişinin hem mal hem şahıs varlığında meydana gelecek bir eksilmenin söz konusu olması zorunludur. Ayrıca, mal varlığında meydana gelen zararı, hem fiili zarar hem de yoksun kalınan kâr şeklinde anlamak gerekir.

31. Noterin doğan zarardan sorumlu olabilmesinin son şartı ise; meydana gelen zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağı, zarar ile hukuka aykırı fiil arasında bir neden – sonuç ilişkisinin bulunmasına denir.

32. Doktrinde illiyet bağı “Somut olayda gerçekleşen türden bir sonucu, olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine göre, niteliği ve ana temayülü itibariyle meydana getirmeye genel olarak elverişli olan veya bu türden bir sonucun gerçekleşme ihtimalini objektif olarak artırmış bulunan zorunlu şartla söz konusu sonuç arasındaki bağa uygun illiyet bağı denilir” şeklinde tanımlanmaktadır (Eren, s. 492).

33. Noterlerin, Noterlik Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca sorumlu olmaları için kusurlu olmalarının gerekmediği tartışmasızdır. Diğer bir anlatımla, tüm kusursuz sorumluluk hâllerinde olduğu üzere, zarar gören, davalının kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Kusursuz sorumluluğun, kusurlu sorumluluktan tek farkı bu noktada toplanmaktadır.

34. Kusurlu sorumlulukta da zarar gören, kusurlu sorumlulukta olduğu gibi zararını, zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır. Kusursuz sorumluluğun tüm hâllerinde, uygun illiyet bağının zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru ile beklenmeyen bir hâlin varlığı durumunda kesileceği, gerek teoride ve gerekse yargısal kararlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Aksi hâlde risk veya şart nazariyesi öne çıkacak ve zararın var olduğu her hâlde, kusursuz sorumlu olanın sorumluluğu yoluna gidilecektir ki böyle bir sonuç, hukukumuzda kabul edilmemiştir.

35. Noterin, Noterlik Kanunu’nun 162. maddesi ile getirilen sorumluluktan kurtulabilmesi için en önemli etken illiyet bağının kesilmesidir. İlliyet bağının kesilmesi hâlinde artık noterin sorumluluğundan söz etmek de mümkün olmayacaktır.

36. Noterin sorumluluğu ağırlaştırılmış bir olağan sebep sorumluluğu olarak kabul edildiğinden artık noter, kusursuz olduğunu değil, zarar ile eylemi arasında uygun bir illiyet bağının bulunmadığını ya da illiyet bağının kesildiğini kanıtlayacaktır. Noter, ancak illiyet bağının zarar görenin ağır kusuru sonucu kesildiğini veya üçüncü kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun bulunduğunu ya da hakkında zararlandırıcı sonucun meydana gelmesinde öngörülmeyen bir hâlin bulunduğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilecektir.

37. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının dava dışı ... ile 27.02.2013 tarihinde haricî araç satış sözleşmesi imzaladığı, aynı gün dava dışı ... adına aracı satma yetkisini içerir vekâletname düzenlediği ancak sözleşmeye göre satış bedeline karşılık verilen çekin ödenmesinden sonra aracın satışının gerçekleşeceğinin kararlaştırıldığı, ...’ın ise çek bedeli ödenmeden dava dışı üçüncü kişiye aracı vekâleten sattığı anlaşılmaktadır.

38. Eldeki davada davacı, vekâleten hareket eden ...’ın araç satış işlemini davalıya ait noterde fotokopi vekâletnameye dayanarak yaptığını, vekâletname aslı görülmeden fotokopi belgeyle işlem yapılmasının doğru olmadığını, araç bedeli karşılığı alınan çekin karşılıksız çıkması nedeniyle tahsil edilemediğini ve yapılan bu işlem nedeniyle doğan zarardan noterin sorumlu olduğunu iddia ederek tazminat istemine bulunmuştur.

39. Yukarıda açıklandığı üzere, Noterlik Kanunu’nun 162. maddesi gereğince noterin sorumluluğu ağırlaştırılmış olağan sebep sorumluluğu ise de, bu sorumluluğun doğabilmesi için öncelikle hukuka aykırı bir fiil ve bu fiille doğan zarar arasında neden-sonuç ilişkisinin bulunması gerekir. Bu iki koşulun varlığını ispat yükü ise iddia eden kişiye düşmektedir.

40. Her ne kadar davacı, davalı noterin fotokopi vekâletnameyle araç satışını gerçekleştirdiğini iddia etmekte ise de dosya kapsamı itibariyle bu husus ispatlanamamıştır. Noterlik Kanunu Yönetmeliği’nin 92/a bendinde; “Başkaları adına işlem yaptıracaklardan aranacak belgeler” başlığı altında “Vekil için, vekaletname düzenlemeye yetkili hakim veya noterlerce onanmış vekaletname” denilmektedir. Bu durumda, noterlerin evrakın aslıyla işlem yapmaları esastır. Davalı da durumu bu şekilde açıklamış, hatta özen yükümlülüğünü tamamen yerine getirmek suretiyle herhangi bir azil vs. olup olmadığını teyit edebilmek amacıyla vekâletnamenin düzenlendiği noterlikle irtibata geçildiğini, vekâletnamenin hâlâ geçerli olduğunun öğrenilmesi üzerine bir fotokopisinin de dosyaya eklenmesi suretiyle vekâletnamenin aslıyla satış işleminin tamamlandığını belirtmiştir. Davacı, davalı noterin fotokopi vekâletname ile işlem yaptığını ispatlayamamıştır. Bu nedenle, fotokopi belgeyle işlem yapıldığından söz edilemez.

41. Ayrıca somut olayda, fiil ve zarar arasında nedensellik bağı bulunmamaktadır. Meydana geldiği iddia edilen zarar, davalı noterlikte üçüncü kişiye yapılan satış nedeniyle değil, davacının akîdi ...’ın aralarında düzenlenen sözleşmeye aykırı hareket etmesi nedeniyle doğmuştur. Kaldı ki, üçüncü kişiye yapılan satış işleminin sahte bir vekâletnameyle yapıldığı iddiası bulunmamaktadır. Bu nedenle, satış bedelinin ödenmemesinden doğan zarar ile noterlik işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığının, doğan zarardan davalı noterin sorumlu tutulamayacağının kabulü gerekir. 42. Direnme kararında sonuç itibariyle davanın reddine karar verilmesi varılan netice itibariyle yerindeyse de gerekçede, kendisine vekâletname verilen kişinin ilgili notere başvurmak suretiyle vekâletnameden bir suret temin edebileceği, dolayısıyla teyit alınmak suretiyle fotokopi belgeyle işlem yapılması arasında hukukî sonuç olarak fark doğmayacağı, bu nedenle illiyet bağının kesildiğinin belirtilmesi doğru olmamıştır. Zira, vekâlet verilen kişi ilgili notere başvurmak suretiyle vekâletnameden bir suret temin edemez. Noterlik Kanunu’nun 72. maddesinde bu husus “Noterler, ilgililerin istemi üzerine, hukuki işlemleri belgelendirirler… İlgili, belgelendirme isteminde bulunan kişidir” şeklinde açıklığa kavuşturulmuştur.

43. Hâl böyle olunca, açıklanan değişik gerekçe ile direnme kararı haklı ve yerindedir.

44. Ne var ki, bozma nedenine göre Özel Dairece davalının temyiz itirazlarıyla ilgili inceleme yapılmadığı anlaşıldığından incelenmek üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

Değişik gerekçe ile direnme uygun olup davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,

6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.02.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

 

Araç Satış Sözleşmesinden Doğan Davalar isimli kitaptan alınmıştır.

Kitabı hemen edinmek için tıkla!