Bu makale 441 kez okundu.
Bir malvarlığı değeri olarak alacak hakkı sunan devre tatil hakkı, hak sahibinin ölümüyle malvarlığının terekeye dönüşümle mirasçılarına intikal edecektir. Külli halefiyet prensibi gereğince alacak hakkı niteliğiyle devre tatil hakkı, ölüm anında tüm mirasçılara kendiliğinden geçer[1](TMK m.599). Bu geçiş kendiliğinden olmakla sözleşmenin devrine dayalı yazılı bir sözleşme söz konusu olmaksızın devre tatil sözleşmesinden doğan bütün hak ve borçlar artık mirasçıların malvarlığında ölüm anında hüküm ve sonuç doğuracaktır. Böylece devre tatilden doğan alacaklar, mirasçıların malvarlığının aktifinde yer alırken andığımız tüm borçlar pasifte yer alacaktır.
Devre tatil sağlayıcısının, sözleşme şartları ile birden fazla mirasçının aralarında anlaşamama ve terekede yer alan bu hakkı, TMK m.676 hükmünce mahkeme dışı bir sulh ile adi yazılı bir paylaşma sözleşmesine konu edememeleri olasılığını düşünerek yararlanma hakkının, devresinde tek bir hak sahibinin olmasını sağlamak üzere kısıtlayıcı hükümler getirmesi, asla haksız şart[2] olarak nitelendirilmemelidir. Örnek vermek gerekirse, mirasbırakanın üç evliliğinden olan altı çocuğunun devre tatil hakkını zaman zaman birlikte kullanmalarına dayalı varlığını bilmeleri ancak aralarında anlaşamamaları nedeniyle anahtarın kendilerine teslimini talep etmeleri halinde, sanırız görüşümüzün haklılığı anlaşılacaktır.
Bu durumda, devre tatil sözleşmelerine konan açık hükümlerle devre tatil hakkını, TMK m.676 hükmünce paylaşma külfeti yükleyerek aralarından tek bir mirasçıya özgüleme gerçekleştirilmediği takdirde devre tatil sağlayıcısının veya işletmecisinin tüm mirasçıların aynı zamanda hak sahibi olmasına dayalı karmaşayı çözme yükümlülüğünde olmamakla bağlayıcı hüküm önerimiz, bazı uygulamalarda hayata geçmiş bulunmaktadır. Bu önerimizle devre tatilde aynı anda hak sahibi mirasçıların somut devrede de anlaşamamaları üzerine sözleşme hükmü gereği adlarına ve hesaplarına sözleşmeden doğan temsil yetkisi ile kiraya verilerek bedelin alacaklının temerrüdü (TBK m.106 vd.; 111 atfıyla) hükümlerince mahkemeye gidilmeden mirasbırakan adına açılacak bir hesaba yatırılması yolundaki hükümlerle, çözüm getirmiş olacaktır.
Böyle bir hükmün bulunmaması halinde, mirasçılık sıfatını ispat ile ilk anahtar teslimi talep eden kişiye verilmesi halinde her ne kadar miras ortaklığı kurumuna bağlı olarak mirasçıların tereke borçlarından müteselsil borçluluğuna (TBK m.641/I) karşılık müteselsil alacaklılık (TBK m.169) söz konusu olmasa da bu konuda diğer mirasçıların devre tatil sağlayıcısına karşılık herhangi bir tazminat talebi olacağını düşünmemekteyiz.
Ölüme bağlı tasarruflar (TMK m.502 vd.) açısından mirasçı atama halinde bir üst paragraftaki açıklamalarımız değişmeyecek ve fakat vasiyet (TMK m.517; belirli mal bırakma tasarrufu; muayyen mal musaleyhi) ile mirasçılardan biri olması zorunlu olmaksızın üçüncü bir kişinin devre tatil hakkına dayalı hak sahibi kılınması mümkün olabilecektir. Ayrıca uygulamada hiç rastlamamış olsak da miras sözleşmesiyle (TMK m.527) de vasiyet tasarrufu yapılabileceği unutulmamalıdır. Bu durumda ölüme bağlı maddi anlamda tasarruf, TMK m.517 hükmüne tabi olacaktır. Araştırmanın hacmi bakımından hükmün ifadesine bağlı olarak her hukukçunun yapabileceği yorumla daha fazla ayrıntıyı gereksiz bulmaktayız. Maddeyi aynen aktarmakla yetineceğiz; ‘‘Mirasbırakan, bir kimseye onu mirasçı atamaksızın belirli bir mal bırakma yoluyla kazandırmada bulunabilir. Belirli mal bırakma, ölüme bağlı tasarrufla bir kimseye terekedeki bir malın mülkiyetinin veya terekenin tamamı ya da bir kısmı üzerinde intifa hakkının kazandırılmasına yönelik olabileceği gibi; bir kimse lehine tereke değeri üzerinden bir edimin yerine getirilmesinin, bir iradın bağlanmasının veya bir kimsenin bir borçtan kurtarılmasının, mirasçılar veya belirli mal bırakılanlara yükletilmesi suretiyle de olabilir. Bırakılan belirli mal terekede bulunmadığı takdirde, tasarruftan aksi anlaşılmadıkça, ölüme bağlı tasarrufu yerine getirmekle yükümlü olanlar borçtan kurtulurlar’’.
Hemen bu maddede geçen ‘‘ölüme bağlı tasarruf’’ un şekli anlamda olması sonucu, iki türlü gerçekleştirilebileceğini vurgulayalım. Mirasbırakan, miras sözleşmesiyle veya vasiyetnameyle (TMK m.531 vd.) bu konudaki irade serbestisine dayalı olarak devre tatil hakkını hak sahibine yönelik bir alacak hakkı bahşedebilecektir. Bu durumda belirli mal bırakma hak sahibinin, devre tatil hakkının kendisine devri konusunda mirasçıları TMK m.5 hükmü ile TBK hükümlerince temerrüde düşürerek ve temerrüdün genel sonuçlarına bağlı olarak aynen ifayı talep edebilecektir. Eğer miras sözleşmesi ivazlı olarak yapılmışsa bu takdirde iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler (sinallagmatik) niteliğinin sağladığı hakla TBK.125 hükmünce sözleşmeden dönme ve aynen ifadan vazgeçerek yukarıda ayrıntıları ile izah ettiğimiz tazminat türünün belirlenmesine bağlı olarak dava açabilecektir.
Aynen ifanın talebine dayalı olarak alacağın devri hükümlerince iradi olarak tasarruf işleminin yapılmaması durumunda, bu defa TBK m.185 hükmünce yargısal devirle (kazai temlik) alacağın devrinin mahkeme kararı gereğince gerçekleşmesi gerekecektir.
Bu yazı, Devreli Tatil Sistemleri adlı kitabın bir bölümüdür.
[1] Külli halefiyet prensibi için bk.: Zahit İmre/Hasan Erman, Miras Hukuku, 2022, Der Yayınları; Rona Serozan/ Baki İlkay Engin, Miras Hukuku, 8. Baskı, 2022, Seçkin Yayınları, s.70 vd. ; Bilge Öztan, Miras Hukuku, 13. Baskı, 2023, Yetkin Yayınları,s.335 vd.; Nuşin Ayiter, Miras Hukuku,B.3. Ankara 1974; Nuşin Ayiter /Ahmet M. Kılıçoğlu, Miras Hukuku, 2. Bası, Savaş Yayınları, Ankara 1991, s. 224-226; Necip Kocayusufpaşaoğlu, Miras Hukuku, 3. Bası, Filiz Kitapevi, İstanbul 1987, s.590 vd.; Mustafa Dural/Turgut Öz, Türk Özel Hukuku Cilt IV Miras Hukuku, 8. Bası, Filiz Kitapevi, İstanbul 2015, s. 403.
[2] TKHK m.5/I’de ‘‘Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır’’ şeklinde ifadeyle tanımlanmıştır.